Kelebek kelimesi Türkçe mi? sorusunun peşine düşen bir İzmir sabahı
Partypark takipçilerine özel hazırladığımız bu içerikte “Kelebek kelimesi Türkçe mi” hakkında önemli bilgiler paylaşacağız.
Sabah uyandığımda ilk yaptığım şey genelde kahramanlık değil. Yani “günü fethetme motivasyonu” falan yok bende, daha çok yastığa tekrar yüz çevirip “bir beş dakika daha insan olmayayım” modu var. İzmir’de yaşamanın en büyük yanı güneş değil, güneşle pazarlık yapabilme özgürlüğü aslında. “Bugün çıkmasam olur mu?” diye soruyorum, güneş de sanki cevap veriyor: “Çıkmazsan da ben varım, sıkıntı yok.”
O sabahlardan birinde, kahvemi yaparken telefonuma düşen bir bildirim yüzünden her şey değişti. Bildirim basit bir şeydi aslında: “Kelebek kelimesi Türkçe mi?”
Şimdi dürüst olayım, normal bir insan bu soruyu görüp geçer. Ama ben değilim. Ben bir kelimeyi görünce onu alıp zihnimde küçük bir apartmana yerleştirip her kata farklı anlamlar koyan biriyim. Bir kelime = bir taşınma süreci.
Ve o sabah, mutfakta kahve karıştırırken kendime şu soruyu sordum:
“Gerçekten… kelebek kelimesi Türkçe mi?”
Kahve, Alsancak ve dilin tuhaf sürprizleri
İzmir’de yaşıyorsanız kahve içmek bir içecek eylemi değil, bir karakter geliştirme sürecidir. Alsancak’ta yürürken insanlar ikiye ayrılır: ya “ben çok rahatım” görünümü verenler ya da gerçekten çok rahat olanlar.
Ben ise üçüncü türüm: rahatmış gibi yapıp içten içe her şeyi analiz edenler.
Kafede otururken önümden bir çocuk geçti, elinde balon. Balonun üzerinde kelebek çizimi vardı. Tam o sırada beynim yine saçma bir bağlantı kurdu:
“Balon → kelebek → kelime → köken → acaba Türkçe mi?”
Kahvemi yudumlarken iç sesim devreye girdi:
— “Kardeşim sen neden böyle yaşıyorsun?”
Ben:
— “Ben böyle yaşamıyorum, kelimeler beni böyle yaşıyor.”
İşte o an anladım ki mesele sadece “Kelebek kelimesi Türkçe mi?” sorusu değil. Mesele, benim bu soruyu neden bu kadar ciddiye aldığım.
“Kelebek” kelimesinin kökenine dair kafamın içindeki tartışma
Zihnimde küçük bir tartışma kurulu var. Resmi adı yok ama ben ona “Dil ve Fazla Düşünme Bakanlığı” diyorum. Bu kurulda üç kişi var:
Birincisi: Mantıkçı tarafım.
İkincisi: Komik ama gereksiz detaycı tarafım.
Üçüncüsü: Saat 3’te uyuyup 9’da pişman olan tarafım.
Bu üçlü “kelebek” kelimesini masaya yatırdı.
Mantıkçı olan dedi ki:
— “Bu kelime Türkçe olabilir, kulağa Türkçe geliyor.”
Detaycı olan araya girdi:
— “Ama ‘kelebek’ kelimesinin içinde ‘kele’ var, bu ne demek? Neden iki hece böyle dans ediyor?”
Üçüncü taraf hiçbir şey demedi. Çünkü o zaten gece 3’teki hatalarını düşünüyordu.
Ben ise ortada kahvemi tutup şunu söyledim:
— “Arkadaşlar, biz neden buradayız?”
Ama işin komik tarafı şu: İnsan bazen en basit soruyu bile büyütmeyi seviyor. “Kelebek kelimesi Türkçe mi?” sorusu da böyle bir kapı. Açınca arkasından ansiklopedik bir koridor çıkıyor, koridorun sonunda da “sen neden bu kadar düşünüyorsun?” yazıyor.
Sokakta duyulan diyaloglar
Geçen gün Bornova’da yürürken iki kişi konuşuyordu:
— “Kelebek ne güzel bir kelime ya.”
— “Türkçe mi acaba?”
— “Bilmiyorum ama çok tatlı.”
Ben ister istemez araya girer gibi oldum ama girmedim. Çünkü İzmir’de insanlar sokakta konuşmalara dahil olan yabancılara genelde “bu çocuk neden böyle” gözüyle bakıyor.
Ama içimden şunu dedim:
“Bak işte, yine aynı soru. Kelebek kelimesi Türkçe mi?”
O an fark ettim ki bu soru aslında bir dil sorusu değil. Bu soru bir merak refleksi. İnsanlar bir kelimeyi beğenince onun kökenini de sahiplenmek istiyor. Sanki güzel olan her şey bizim dilimizden çıkmış olmalıymış gibi.
Ama hayat öyle değil. Bazen güzel olan şey sadece güzeldir. Nokta.
Dilbilim değil ama hayat: kelimelerin duygusu
Ben dilbilimci değilim. Açık konuşayım, kelime kökeni anlatan videoları izlerken 3. dakikada başka bir şey düşünüyorum. Mesela “acaba dolapta ne vardı?” gibi.
Ama şunu fark ettim: Kelimelerin kökeni kadar hissi de var.
“Kelebek” dediğin zaman insanın aklına ne geliyor?
Uçuşan bir şey.
Hafiflik.
Bir anlık güzellik.
Ve sonra yok oluş.
Bir de şu var: Kelebek kelimesini yüksek sesle söyleyin. “Ke-le-bek.” Üç hece ama sanki bir şey uçup gidiyor gibi.
Ben bazen bunu İzmir akşamlarında deniyorum. Sahilde yürürken içimden “kelebek” diyorum. Sonra kendi kendime gülüyorum. Yanımdan geçen biri görse “bu çocuk kesin bir şey kaybetmiş” der.
Aslında kaybettiğim şey kelimenin kendisi değil, kafamın içindeki sakinlik.
Kelebek kelimesi Türkçe mi? sorusuna internetten bağımsız yaklaşım
Bir noktada telefonu alıp bakmam gerektiğini hissettim. Ama yapmadım. Çünkü internet açınca insan kendi düşüncesini kaybediyor. Bir anda herkesin fikri senin zihnine doluşuyor.
Ben o an şunu seçtim: Kendi saçmalığıma güvenmek.
Kendi kendime dedim ki:
— “Tamam, belki kökeni tartışmalı olabilir ama bu kelime burada, bu dilde yaşıyor.”
Çünkü dil dediğin şey sadece nereden geldiği değil, nerede durduğu.
“Kelebek kelimesi Türkçe mi?” diye sormak aslında şunu sormaya da benziyor:
“Bir şey güzelse, kime aittir?”
Cevap basit gibi ama değil.
İç ses vs Google
İç sesim:
— “Düşünmeden yaşa biraz.”
Google:
— “Köken bilgisi, etimolojik veri, kaynaklar…”
İç sesim:
— “Kelebek uçuyor.”
Google:
— “Kelimenin tarihi…”
Ben:
— “İkinizi de susturup kahve içebilir miyim?”
Ama gerçek şu: İnsan bazen bilgiyle hissin arasında sıkışıyor. Bir taraf “öğren” diyor, diğer taraf “hisset”.
Ben çoğu zaman ortada kalıyorum. Kelebek gibi.
Bak yine döndük oraya.
Kelebek metaforu: hayatım ve kısa dikkat sürem
Şimdi dürüst bir itiraf: Benim dikkat sürem kelebekten hallice.
Bir şeye odaklanıyorum:
“Evet bu önemli.”
30 saniye sonra:
“Acaba yarın hava nasıl?”
Sonra:
“Bir dakika, Kelebek kelimesi Türkçe mi?”
Bu yüzden kelebek bana sadece bir canlı gibi gelmiyor. Bir yaşam biçimi gibi geliyor.
İzmir’de rüzgârda yürürken bazen şunu hissediyorum: İnsan da kelebek gibi aslında. Hafif, savrulan, bir yere konup sonra başka yere giden.
Ama fark şu: Kelebek bunu bilinçsiz yapıyor, biz ise bunu düşünüp yine de yapıyoruz.
Gündelik hayatın içinde kaybolan büyük sorular
Bir gün markette kasada beklerken önümdeki adam “sade soda” aldı. Kasiyer poşeti uzattı. Adam poşeti almadı.
O an aklımdan şunlar geçti:
“Minimalizm mi?”
“Çevre bilinci mi?”
“Yoksa sadece poşet sevmiyor mu?”
Sonra bir anda beynim yine o klasik yola girdi:
“Kelebek kelimesi Türkçe mi?”
Kasiyer bana baktı, ben hiçbir şey almamıştım ama sanki içimden bir şey satın alıyormuşum gibi hissediyordum: fazla düşünme paketi.
Sonuç gibi bitirmeyeceğiz ama toparlanma
Bazen bir kelime sadece bir kelime değildir. Bazen bir kelime seni sabah kahvesinden alır, Bornova sokaklarına götürür, iç sesinle tartışmaya sokar, market kuyruğunda bekletir, hatta kendi zihninin içine geri fırlatır.
“Kelebek kelimesi Türkçe mi?” sorusu da benim için böyle bir şey oldu.
Belki net bir cevabı var, belki yok. Ama asıl mesele bu değil.
Asıl mesele şu:
Bir kelimeyi düşündüğünde, seni nereye götürüyor?
Beni kelebek götürdü. Hafif bir yere. Biraz saçma, biraz derin, biraz İzmir gibi bir yere.
Ve ben orada şunu fark ettim: Bazı sorular cevaplanmak için değil, insanı biraz dağıtmak için vardır.