Tescil Ne Demek Din? Bir Kimlik Arayışı
Kayseri’nin sakin sokaklarında yürürken, aklımda bir sürü düşünceyle dolup taşan bir akşamın daha içindeyim. O kadar karmaşık duygular içindeyim ki, bir yandan ayaklarım toprağa basarken, zihnim bir yerlere uçuyor. Bir soru, başka bir düşünceyi getiriyor, ve o soru da başka bir şeyleri… “Tescil ne demek din?” Bir an böyle bir soruyu duyduğumda, içimdeki bir şeyin koptuğunu hissettim. Kendimi tanımlamanın, kimliğimi bulmanın ne kadar önemli olduğuna karar verdiğim bir gündü o gün. Yıllardır Kayseri’de yaşıyor, aynı küçük dünyada dolaşıp duruyorum ama bir yandan da tam olarak kim olduğumu sorguluyordum. İşte o anda, tescil kelimesi bana sadece bir yasal işlemden ibaretmiş gibi görünse de, aslında çok daha derin bir anlam taşıyor gibi geldi.
Bir Kimlik Arayışında Tescil: Hayatımı Soruyorum
Bir gün, Kayseri’nin sıcak yaz akşamlarından birinde, annemle birlikte, yıllardır görmediğim bir akrabamın düğününe davet edildik. Gerçekten de, her zaman olduğu gibi, kayıp zamanların eksikliğini hissettiğim bir olaydı bu. Düğüne gitmek, bir yanda aileyi görmek, diğer yanda kimliklerimizi tekrar hatırlamak gibiydi. Ama düğün yerine gitmeden önce annemle biraz konuşma fırsatım oldu. Bu konuşma, belki de yıllardır kafamda dönüp duran bir soruyu cevaplamama yardımcı oldu.
“Anne, tescil ne demek din?” demiştim, biraz utangaç bir şekilde, çünkü annemin yaşadığı dünyada “kayıtlı olmak”, “yasal olarak tescil edilmek” çok önemlidir. Hatta bir gün, mahkemeye gitmişti, çok eski bir mesele nedeniyle, ve bana o zaman “Her şey kayıtlara geçer, sonra düzeltemezsin” demişti. Ama ben, gerçekten neyi düzeltemezdim? Kimliğimi mi? Gerçekten kayıtlara geçen bir şeyler mi vardı?
Anneme sorduğumda, önce biraz şaşırmıştı. Ama sonra o tatlı gülüşünü takınarak “Oğlum, tescil olmak, aslında seni tanımak demek. Kimliğin ne? Nerede, nasıl, ne zaman doğdun? Her şeyin kaydını tutuyorlar, sana resmi kimliğini veriyorlar. Böylece ‘varsın’ diyebiliyorsun.” dedi.
Annemin söylediklerine tam olarak ne kadar inanacağımı bilmiyordum ama o an bir his geldi içime: Benim kimliğim, tescil olmanın çok ötesinde bir şeydi. Bunu tam olarak ne zaman fark ettim bilmiyorum, ama bir insan sadece adıyla, nüfus cüzdanıyla, pasaportuyla tanınmaz. Kimliği, daha derin ve daha duygusal bir şeydi.
Tescil Olan Bir İsim mi?
Düğün günü geldiğinde, kayıpları ve eksiklikleri bir kenara bırakıp, yine de hep beklediğim o özel anı yaşamak istiyordum. İnsanlar, geçmişte kaybolmuş olan akraba bağlarını, kırık dökük ilişkileri tamir etmeye çalışıyorlar, tıpkı ben gibi. Düğün salonuna girdiğimizde, herkes mutlu, herkes gülüyordu. Ama o an, işte tam o anda, ben içsel bir boşluk hissettim.
Bütün o kalabalık, gülümsemeler, heyecanlar, bunların içinde kimse bana “Benim kimliğim ne?” sorusunu sormuyordu. Sanki herkes birbiriyle iyi geçinmek, kaybolan yılları geri getirmek istiyordu ama kimse gerçek benliğimi sorgulamıyordu. Sadece adımı ve kimliğimi bilseler de, içimdeki kaybolmuşluğumu fark eden yoktu.
Annemin söyledikleri kulaklarımda çınladı: “Her şey kayıtlara geçer.” Evet, bir kimliğim vardı. Kayıtlıydım, belgelendim. Ama bir insana tescil olmak ne kadar yeterli bir şeydi? Adım, soyadım, doğum tarihim… Gerçekten ben miydim? Yoksa sadece kağıt üzerinde var olan birisi miydim?
Kimliğin Tescili: Duygusal Bir Yolculuk
Bazen, Kayseri sokaklarında yalnız yürürken, tescil kelimesi hep aklımda olur. Gerçekten de, bir insanın kimliği sadece bir belge ile sınırlanabilir mi? İçinde yaşadığımız toplumda, insanlar genellikle dışarıdan bakıldığında belirli bir kimlik ve statüye sahiptir. Bu kimlik, işte o kağıt üzerindeki “tescil”le pekiştirilen bir şeydir. Ama içsel kimliğimizi tanımlamak, tescil etmek o kadar kolay mı? Kimliğimizi hep dışarıdan mı bekleyeceğiz?
Bunu düşündüm ve bir an, belki de bugüne kadar en çok unuttuğum şeyin, benim içsel kimliğimi tanımak olduğunu fark ettim. Bütün o dışsal kimlikler — meslek, okul, aile — aslında o kadar da önemli değildi. Benim varlığım, kimliğim, kendimi tanıyıp tescil edebilmek için başka bir şeye ihtiyacım vardı: bir içsel onaya, bir içsel kabul etmeye. Kendimi sevmek, kendi kimliğimi kabul etmek için hiçbir belge, nüfus cüzdanı ya da resmi kayıttan daha fazlasına ihtiyacım yoktu.
Bunun farkına varmak, bana derin bir huzur verdi. Kayseri’deki her günüm, hayatın anlamını biraz daha anladığım, kendimi tescil ettiğim bir yolculuğa dönüştü. Gerçekten kim olduğumu tanıyabilmek, işte tam da bunu hissedebildiğim anlardan biriydi.
Bir Kimlik Mektubu: Tescil Etmek Kendini
Sonunda, içsel olarak kayıtlara geçebildiğimi hissediyorum. Yavaşça ama emin adımlarla, kim olduğumu, ne istediğimi, nereye gitmek istediğimi kabulleniyorum. Kendimi “tescil etmek” için bir belgenin yeterli olmadığını anladım. Kendi hayatımın kaydını, kendi kalbimde tutmalıyım.
İçimden bir ses, bana sürekli şunu söylüyor: Tescil ne demek din? Bir insanın kimliği, sadece bir kayıtla tanımlanmaz; yaşamı, duyguları, yaşadıkları, düşünceleri, mücadelesi — bunlar da kayda geçmeli. Bunlar, bana dair her şey. Tescil olmanın, sadece bir kağıtta olmakla değil, aynı zamanda kendi içsel yolculuğunda var olmakla ilgili olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum.
Ve o günden sonra, Kayseri’nin caddelerinde yürürken, geçmişi ve geleceği daha net görür oldum. Kim olduğumu keşfettikçe, geleceğime doğru daha özgür adımlar atabiliyorum. Tescil, sadece bir belge değil; insanın kendini tanıması, kabul etmesi ve sevmesiyle ilgilidir.
Hikâye, kayıtlara geçmekle ilgili değil. Gerçek tescil, içsel bir onayla başlar.