Koruyucu aile meselesiyle ilk tanışma: “Ben sadece tost yakıyorum, çocuk mu büyüteceğim?”
Bugün Partypark sayfasında “Koruyucu aile çocuk seçebilir mi” üzerine hazırladığımız içeriği sizlerle buluşturuyoruz.
İzmir’de yaşayan 25 yaşında biri olarak hayatımın büyük kısmı “ben bunu sonra düşünürüm” cümlesiyle geçti. Sonra o “sonra” dediğim şeylerin bir anda karşıma çıkıp beni köşeye sıkıştırma huyu var. Koruyucu aile konusu da tam olarak öyle oldu.
Bir gün arkadaş grubunda kahve içerken konu bir anda ciddileşti. Normalde konuşmalarımız “Karşıyaka mı Alsancak mı daha yaşanır?” seviyesinde ilerlerken, biri kalkıp “Koruyucu aile olsam çocuk seçebiliyor muyum?” diye sordu.
Sessizlik.
O sessizlik var ya… Hani Wi-Fi çekmez de herkes aynı anda telefona bakar gibi olur. İşte öyle bir an.
Ben de içimden düşündüm:
“Ben daha ev arkadaşı seçerken bile 3 gün düşünüyorum, çocuk seçmek… baya üst seviye DLC gibi bir şey bu.”
Ama mesele tam olarak öyle değilmiş. Ve asıl soru şuymuş: Koruyucu aile çocuk seçebilir mi?
Koruyucu aile çocuk seçebilir mi? sorusunun etrafında dönen gerçekler
Bu sorunun cevabı dışarıdan bakınca basit gibi duruyor ama aslında bir kahve siparişi kadar bile “özelleştirilebilir” değil. Hani Starbucks’ta “az sütlü, ekstra köpüklü, ama çok sıcak olmasın” diyorsun ya… işte bu konu öyle bir menü değil.
Koruyucu aile sistemi, “şunu alayım, bu daha uyumlu” mantığıyla işlemiyor. Ama tamamen de “al sana çocuk, geçmiş olsun” gibi sert bir durum da değil.
Ben bunu ilk duyduğumda kafamda şöyle bir sahne canlandı:
Görevli: “Sana bir çocuk verdik.”
Ben: “Bunun yanında sos seçebiliyor muyuz?”
Görevli: “Hayır.”
Tabii gerçek hayat böyle absürt değil ama insanın zihni bazen otomatik olarak komedi kulübüne dönüyor.
İlk yanlış anlama: “Seçmek” kelimesi neden herkesi yanıltıyor?
“Koruyucu aile çocuk seçebilir mi?” sorusundaki en büyük problem “seçmek” kelimesi. Sanki bir katalog varmış gibi düşünüyoruz.
Ben de ilk başta öyle sandım. Hatta abartıp zihnimde şöyle bir katalog bile oluşturdum:
6 yaş: Enerjik paket
10 yaş: Sessiz ama derin düşünen model
14 yaş: Ergenlik DLC’si açık
Opsiyonel: Drama bonus paketi
Sonra kendime geldim. Dedim ki:
“Sen ne yapıyorsun ya, bu Amazon Prime mı?”
Gerçekte sistemin amacı çocukların ihtiyaçlarını, uygun aile ortamıyla eşleştirmek. Ama bu eşleştirme “şunu seçeyim” değil, “uygunluk sağlanırsa birlikte ilerlenir” mantığında.
İzmir kafasıyla düşününce: Hayat zaten yeterince random
İzmir’de büyüyünce insan biraz rahat, biraz da “olursa olur” modunda oluyor. Ama bu konu öyle değil.
Mesela ben ev arkadaşı seçerken bile Google Sheets açıp artı-eksi yapıyorum:
Bulaşık bırakıyor mu?
Gece tost yapınca kokuyor mu?
Sessiz mi, yoksa kendi kendine podcast mi çekiyor?
Ama koruyucu ailelikte konu bambaşka. Burada “uyum” var, “sorumluluk” var, “çocuğun güvenliği” var.
Ben bunu düşünürken iç sesim devreye girdi:
“Sen daha çiçek sulamayı unutuyorsun, sakin ol.”
Haklıydı.
Gerçek süreç nasıl ilerliyor?
İnsanlar genelde şunu merak ediyor: Koruyucu aile çocuk seçebilir mi?
Kısa cevap: “Keyfine göre seçme” yok.
Ama süreç şöyle ilerliyor:
Önce aile değerlendirilir. Yani “bu kişi gerçekten bir çocuğa güvenli ortam sağlayabilir mi?” sorusu var. Sonra çocukların ihtiyaçları ve ailelerin uygunluğu eşleştirilir.
Bunu şöyle düşünmek daha doğru:
Bir tür “hayat uyumluluk testi” ama Tinder değil. Burada swipe right yok, algoritma var.
Ben bunu öğrendiğimde aklıma direkt şu geldi:
“İyi ki Spotify eşleşmesi gibi değil. ‘Sana uygun çocuk: %87 depresif indie müzik dinleyen ergen’ falan yazmıyor.”
Gündelik hayattan çarpık ama tanıdık bir örnek
Geçen gün markette domates seçerken 15 dakika geçirdim. Hepsi aynıydı ama ben yine de “bu daha kırmızı gibi” diye düşündüm.
Kasiyer bana bakıp “abi hepsi domates” dedi.
İşte o an şunu fark ettim: İnsanlar kontrol hissini seviyor.
Bu yüzden “Koruyucu aile çocuk seçebilir mi?” sorusu da aslında kontrol arzusundan geliyor.
Ama çocuk bir ürün değil. Bir yaşam, bir süreç, bir sorumluluk.
Ben bunu markette domates seçerken bile abartıyorsam, işin ciddiyetini siz düşünün.
Kendimle yüzleşme anı: “Ben daha sorumluluk güncellemesi almadım”
Bir ara ciddi ciddi düşündüm: “Ben koruyucu aile olabilir miyim?”
Sonra evdeki bitkime baktım. Hala yaşıyor ama bana güvenip güvenmediği konusunda emin değilim.
Kendi kendime şöyle dedim:
“Önce bir insan sorumluluk seviyesi 2.0 patch’i gelsin, sonra konuşuruz.”
Bu noktada mesele şuna dönüyor:
Koruyucu aile olmak bir “hazır hissetme” işi değil, “öğrenme ve uyum sağlama” süreci.
Ama yine de sistem kimseyi zorlamıyor. Her şey değerlendirme ve uygunluk üzerinden ilerliyor.
Yanlış romantizasyon: “Seçmek = mükemmel uyum” değil
Bazı insanlar bu konuyu romantize ediyor. Sanki koruyucu aile olunca “ruh eşini seçer gibi çocuk seçilecekmiş” gibi bir algı var.
Ama gerçek hayat böyle değil.
Bir çocuk bir “uyum testi sonucu” değil, bir birey. Ve koruyucu ailelik de “ideal profil yakalama” değil, “destek olma” süreci.
Ben bunu düşünürken arkadaşım araya girdi:
“Yani biz seçemiyoruz mu?”
Ben de dedim:
“Biz daha pizza siparişini bile 20 dakikada veriyoruz, iyi ki seçemiyoruz.”
İç ses tekrar devrede: “Sakin ol, sen sadece düşünüyorsun”
Bazen kendi kendime fazla yükleniyorum. Sanki hayatın bütün sistemlerini çözmek zorundaymışım gibi.
Ama sonra fark ediyorum ki:
Herkes önce soruyor, sonra öğreniyor.
“Koruyucu aile çocuk seçebilir mi?” sorusu da aslında yanlış bir soru değil. Sadece eksik bir bakış açısı.
Asıl soru şu olmalı:
“Bir çocuk için en doğru, en güvenli ve en sağlıklı ortam nasıl oluşturulur?”
Biraz da gerçeklik: Sürecin mantığı neye dayanıyor?
Koruyucu aile sistemi temelde çocukların güvenliği ve ihtiyaçları üzerine kurulu. Yani amaç “aile seçme özgürlüğü” değil, “çocuk için doğru ortamı sağlama”.
Bu yüzden süreçte:
Değerlendirme var
Uygunluk var
Eşleştirme var
Takip ve destek var
Yani tamamen kontrollü ve profesyonel bir yapı.
Ben bunu öğrenince şunu düşündüm:
“Keşke üniversite tercihleri de böyle çalışsa. ‘Senin için en uygun bölüm: uyumlu, stres seviyesi düşük, kahve tüketimi orta.’”
İzmir sokaklarında düşünürken: İnsan büyüdükçe sorular büyüyor
Kordon’da yürürken bazen hayatla ilgili düşüncelere dalıyorum. Rüzgar var, çay var, insanlar var, ama kafamın içinde sürekli bir “neden?” sesi dönüyor.
Koruyucu aile meselesi de o sorulardan biri.
Başta basit gibi geliyor:
“Koruyucu aile çocuk seçebilir mi?”
Sonra katman katman açılıyor:
Sistem nasıl çalışıyor?
Çocukların ihtiyaçları nasıl belirleniyor?
Aileler nasıl değerlendiriliyor?
Ve en sonunda şunu fark ediyorsun:
Bu konu “seçmek”ten çok daha büyük bir şey.
Son bir iç monolog: “Ben hayatı fazla düşünüyorum galiba”
Arkadaşlarım bazen bana diyor:
“Sen her şeyi fazla düşünüyorsun.”
Haklı olabilirler.
Ama bazı konular var ki fazla düşünmeden geçilmiyor.
Koruyucu ailelik de onlardan biri.
Çünkü burada mesele bir “tercih listesi” değil, bir insanın hayatına dokunmak.
Ve belki de en doğru yaklaşım şu:
Seçmek değil, anlamak.
Katalog değil, ilişki.
Kontrol değil, sorumluluk.
Ben yine de içten içe şunu itiraf ediyorum:
“Ben önce evdeki bitkileri hayatta tutayım, sonra sistem analizine devam ederim.”