İçeriğe geç

Klasisizm akımının ilk temsilcisi kimdir ?

Sevgili Partypark takipçileri, bugünkü yazımızda “Klasisizm akımının ilk temsilcisi kimdir” konusuna odaklanıyoruz.

İzmir’de Bir Kahve, Bir Soru ve Kafamın İçindeki Gürültü: “Klasisizm akımının ilk temsilcisi kimdir?”

İzmir’de sabahlar genelde ikiye ayrılır: ya deniz kenarında “bugün hayatımı düzene sokacağım” diye motive olup hiçbir şey yapmayanlar, ya da alarmı erteleyip kendini direkt kahveye atanlar.

Ben ikinci gruptayım.

Konak tarafında küçük bir kafede oturmuşum. Masada yarım soğumuş bir filtre kahve, yanında “bugün kesin verimli olacağım” diye alınmış ama açılmamış bir defter. Defterin kapağına bile güvenim yok artık. İç sesimle tartışıyoruz:

“Bugün gerçekten çalışacak mısın?”

“Evet.”

“Ne çalışacaksın?”

“Şey… önce kahvemi bitireyim.”

Tam o sırada telefonda bir bildirim:

“Klasisizm akımının ilk temsilcisi kimdir?”

Bir an durdum.

Bu soru sanki sadece edebiyat değil, hayatımı da sorguluyormuş gibi hissettirdi. Çünkü ben daha kendi hayat akımımın temsilcisini bulamamışken, klasik edebiyat bana “benim kurucum kim?” diye soruyordu.

Ve işte o an başladı her şey.

Klasisizm dediğimiz şey aslında neydi, neden bu kadar ciddi bakıyor?

Klasisizm akımı, kulağa sanki kraliyet ailesiyle kahvaltı yapan insanlar gibi geliyor. Her şey düzenli, ölçülü, kuralına uygun… Duygular bile sıraya girmiş bekliyor.

“Ben biraz üzgünüm.”

“Bekle sıran var.”

Böyle bir dünya düşün.

Benim hayat ise tam tersi. Alarm çalar, ben pazarlık yaparım:

“5 dakika daha.”

Sonra 5 dakika 45 dakikaya dönüşür. Klasisizm bunu görse muhtemelen beni edebiyat tarihinden silerdi.

Ama işin özü şu: Klasisizm, akıl, düzen ve ölçüyü merkeze alan bir anlayış. Özellikle Fransız edebiyatında 17. yüzyılda güçlü şekilde ortaya çıkıyor. Antik Yunan ve Roma’nın “dengeli sanat” anlayışını yeniden canlandırma derdi var.

Ben bunu duyunca şunu düşündüm:

“Demek ki o zaman da insanlar dağınıkmış ama ‘biz düzenliyiz’ diye kendilerini kandırıyormuş.”

Çok tanıdık.

Peki Klasisizm akımının ilk temsilcisi kimdir?

Gelelim asıl meseleye.

“Klasisizm akımının ilk temsilcisi kimdir?” sorusunun cevabı genelde Nicolas Boileau-Despréaux olarak kabul edilir.

Ama bunu böyle düz söyleyince hiçbir şey hissettirmiyor, değil mi?

Boileau’yu düşün:

Elinde sürekli kurallar listesi olan, “sanat böyle olur” diye dolaşan bir adam. Sanki 17. yüzyılın “Google Docs yorumcu modu” gibi.

O dönemde edebiyat biraz serbest takılırken, Boileau çıkıp diyor ki:

“Arkadaşlar bu iş böyle olmaz. Düzen olacak, ölçü olacak, akıl olacak.”

Bir an durdum ve kendi kendime dedim:

“Bu adam kesin grup çalışmalarında herkese format dayatıyordu.”

Ve dürüst olayım… biraz saygı duydum.

Çünkü ben bir Word dosyasını bile 3 farklı fontla yazabilen biriyim.

Boileau neden bu kadar önemli?

Boileau sadece “kurallar koyan adam” değil. Aynı zamanda klasisizmin teorik temelini atan isimlerden biri.

Yani Molière güldürürken, Racine ağlatırken, Corneille kahramanları uçururken… Boileau arkada oturup not alıyor:

“Güzel ama fazla duygusal olmuş.”

“Burada ölçü kaçmış.”

“Bu karakter biraz fazla bağırıyor.”

Bir arkadaş ortamını düşün.

Herkes eğleniyor, biri çıkıp:

“Arkadaşlar bu kahkahanın ritmi biraz düzensiz olmadı mı?”

İşte Boileau.

Ama garip bir şekilde, onun bu “fazla ciddi” hali sayesinde edebiyat bir çerçeve kazanıyor.

İzmir kafesinde Boileau tartışması (gerçek olaylara dayanır… ya da dayanmaz)

Kafede otururken yan masada iki öğrenci vardı. Biri diğerine soruyor:

— “Klasisizm akımının ilk temsilcisi kimdi ya?”

— “Molière mi?”

— “Yok ya Racine olabilir.”

Ben içimden bağırıyorum:

“Hayır! Boileau!”

Ama sessizim. Çünkü İzmir’de bir kafede yabancı insanların sohbetine karışmak, sosyal hayatın hardcore modu.

İç sesim devreye giriyor:

“Gir söze, anlat Boileau’yu.”

“Hayır.”

“Niye?”

“Çünkü daha kendi hayatımı bile yönetemiyorum.”

Tam o sırada garson geliyor:

“Kahvenizi yenileyelim mi?”

Ben:

“Ben önce kendi düşüncelerimi yenileyeyim.”

Garson anlamadı tabii.

Klasisizm ve modern hayat: Kurallar mı, kaos mu?

Şimdi dürüst olalım.

Klasisizm diyor ki:

Düzenli ol

Ölçülü ol

Akla uygun yaz

Modern hayat diyor ki:

Bildirimlere yetiş

27 sekme açık yaşa

Duygularını story’de paylaş

Yani iki dünya arasında sıkışmış gibiyiz.

Boileau bugün yaşasa muhtemelen Instagram’a girer ve şöyle derdi:

“Bu filtreler fazla abartılı, gerçekliği bozuyor.”

Ve anında linç yerdi.

Ama bir yandan da haklı olurdu.

Çünkü biz artık her şeyi biraz fazla yaşıyoruz. Klasisizm ise diyor ki:

“Bir dur, düşün, sonra konuş.”

Ben mi?

Ben önce konuşup sonra 3 gün boyunca “neden öyle dedim” diye düşünüyorum.

Arkadaş ortamında Boileau testi

Geçen gün arkadaşlarla oturuyoruz. Konu yine klasik edebiyat.

Biri dedi ki:

“Bu Boileau çok sıkıcı değil mi ya?”

Ben refleksle:

“Hayır, o düzenin adamı.”

Arkadaş:

“Düzen mi? Biz hayatı zorla ayakta tutuyoruz zaten.”

Bir an sustum.

Haklıydı.

Ama sonra içimden Boileau konuştu:

“Düzen olmazsa çöküş olur.”

Ben de içimden cevap verdim:

“Abi ben zaten sabahları çöküşle uyanıyorum.”

Klasisizm akımının ilk temsilcisi kimdir sorusunun hayatla garip bağlantısı

İlginç olan şu: “Klasisizm akımının ilk temsilcisi kimdir?” sorusu sadece bir edebiyat sorusu değil, aynı zamanda bir karakter sorusu gibi.

Boileau düzeni temsil ediyor.

Ben ise “düzeni kurmaya çalışan ama çay koymayı unutan” tarafım.

İzmir’de yürürken bazen düşünüyorum:

Belki de herkesin içinde küçük bir Boileau var. “Hayatını toparla” diyen bir ses.

Ama aynı zamanda küçük bir kaos da var. “Boşver ya” diyen başka bir ses.

Ve bu ikisi sürekli kavga ediyor.

Bir iç monolog sahnesi

— “Bugün plan yapalım.”

— “Gerek yok, akışına bırak.”

— “Ama Boileau olsa ne derdi?”

— “Boileau’nun derdi kendine.”

İşte ben böyle yaşıyorum.

Boileau bugün yaşasa ne olurdu?

Bir an hayal edelim.

Boileau günümüz İzmir’inde. Elinde defter, Alsancak’ta yürüyor. Etrafına bakıyor:

Scooter’lar

Acele eden insanlar

Kulaklıkla konuşanlar

Kahveye bağımlı bir nesil

Ve muhtemelen şöyle derdi:

“Bu çağ çok hızlı ama çok düzensiz.”

Sonra bir kafeye girer, Wi-Fi şifresini sorar, ve muhtemelen ilk tweet’inde şöyle yazardı:

“Düzen yoksa anlam da yoktur.”

Altına da 17 retweet gelir, 3 kişi tartışma çıkarırdı.

Kafamın içinde kapanmayan dosya: Klasisizm

Günün sonunda şunu fark ettim:

Klasisizm sadece bir edebiyat akımı değil, aynı zamanda zihinsel bir düzen önerisi.

Boileau ise bu düzenin “ilk ciddi temsilcisi” olarak karşımıza çıkıyor.

Ama ben hâlâ sabahları çoraplarımı eşleştiremiyorum.

Bu yüzden aramızda küçük bir fark var.

Ama belki de mesele bu değil.

Belki de önemli olan, Boileau’nun dediği gibi, her şeyin biraz ölçülü olması gerektiğini hatırlamak.

Ben hatırlıyorum mu?

Genelde kahve bitene kadar unutuyorum.

Ama sonra tekrar hatırlıyorum.

Çünkü İzmir’de hayat biraz böyle: dalgalı, dağınık, ama bir şekilde devam eden bir ritim.

Ve bazen bir soru geliyor:

“Klasisizm akımının ilk temsilcisi kimdir?”

Ben de gülümsüyorum.

Çünkü artık cevabı biliyorum.

Bu yazımızda “Klasisizm akımının ilk temsilcisi kimdir” konusunu tüm detaylarıyla ele aldık. Partypark sayfamızı takip etmeye devam edin!

İlgili Yazımız: İranlıların peygamberi kimdir ?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
elexbet yeni adresitambet girişbonus veren bahis siteleribetexper güncel